Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Gel Beraber Ağlayalım
Gel beraber ağlayalım sabah olmadan Damla damla bir zehir karışsın kanımıza İnsanları affedelim, yaşamayı sevelim Sonra insan yaratıldığımıza zavallılığımıza Gel beraber ağlayalım
Hatırla tekrarı, bir ömre bedel dakikaları Gerçek olmayan hayallerimizi düşün Biz de bir yerde insanız neyleyelim Hep böyle bıçağın kemiğe dayandığı gün Gel beraber ağlayalım
O ayrılığın kederin hüküm sürdüğü O zamanın ilerlemediği gecelerde Söyle kime yalvaralım, kimi bekleyelim Hep böyle bıçağın kemiğe dayandığı gün Gel beraber ağlayalım
Ne aradık, ne bulduk bu yeryüzünde İnan sevdiğim bizi aldattılar Sonunda yapayalnız kaldık neyleyim Gel, dünya duruncaya kadar, ölünceye kadar Gel beraber ağlayalım
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
İhaneti sende gördüm sende şiddeti gördüm aşkı gördüm Yanarak içinden geçtim aşkın kor olmadan küle döndüm Dokun bana bana dokun ne olur hasretinden öldüm Kopar zincirleri yeniden gel durmadan gel hep gel Ben sana tutsak sen bana yasak Gel günahlarla korkularla gel Ben savunmasız çırılçıplak Sen hesaplarla sorgularla gel Geçiyor günler çok üzgünüm Geçiyor akşamlar sensiz Geceyi yırtar yalnızlığım Güneşi yakarım sensiz
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Kan ter içinde uykularından Uyanıyorsan eğer her gece Yalnızlık sevgili gibi Boylu boyunca uzanıyorsa koynuna Olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artik her şeye Anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan Kalbini bir mektup gibi Buruşturulup fırlatılmış Kendini kimsesiz ve erken Unutulmuş hissediyorsan İçindeki çocuğa sarılır Sana insanı anlatır
Eller günahkâr diller günahkâr Bir çağ yangını bu bütün Dünya günahkâr Masum değiliz hiçbirimiz
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 2 Ağustos 2006; 2:04:15 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Kaldırımlar I
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında, Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık. Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık. Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor, Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler, Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor. Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi, Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi, Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta, Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum... Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta, Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin, İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler... Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin. Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim! Gündüzler size kalsın verin karanlıkları. Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim. Örtün üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya, Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya. Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Kaldırımlar II
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri, Erimiş ruhlarımız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur, Ne senin anladığın kadar kaldırımları...
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Kaldırımlar III
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece, Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler. Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince, Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime, der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de, Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp. Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de, Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım, Görsem pencerelerde, soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı, Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Ata'm İzindeyiz!
Atam, hala yaşıyorsak: Edepsizlik sayesinde! Altı oku soruyorsan, Politika dehlizinde! Hele partin senden sonra, Devrimlerin tavizinde! Vasfedeyim halimizi, Kalemime ver izin de!
Yobazlarla gericiler, Onlar bizden daha zinde! 'Atam, Atam...' derler ama, Bir adınız var sizin de...
Halkçılıkla devletçilik: Anlatamam, çok hazin de... Çoktanberi sahteciler, Ağır çeker her vezinde!
Tek umut var, o da yalnız, Amerikan dövizinde!
Sorma Ata'm, halimizi, Hal mi kaldı anlatacak... İşte geldik dizindeyiz!
Yata yata çok yorulduk, Tatil yaptık, izindeyiz!
Sanayide henüz daha, Cafer için lazım diye, Amerikan bezindeyiz! Geçeceğiz Avrupa'yı Ama şimdi izindeyiz!
Hocamız var, hacımız var, Uçan kuşa borcumuz var, El oğlunun ağzındayız! Ama bizi zor bulurlar, Bahar, yaz, kış izindeyiz!
Evet, doğru söylemişsin: 'Türk milleti çalışkandır! ' Biz de senin tezindeyiz! Dinlenmekten yorulduk da, Onun için izindeyiz!
Zinde kuvvet diye söz var, Kimse bilmez adresini, Ah izindeyiz, vah izindeyiz! Bugün değil, bu yıl değil, Çoktan beri izindeyiz!
İlerledik Ata'm öyle, Şimdi görsen tanımazsın: Amerikan tarzındayız! Arasan da bulamazsın, Otuz yıldır izindeyiz!
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Almira
Şimdi aynı şehirde olsaydık seninle Almira Yine aynı sokaklarda birlikte yürüseydik hayata Ve adımızı yeniden yazsaydık Buluştuğumuz bütün duraklara Unutup gitseydik bütün çirkinliklerini dünyanın Ve bütün acımasızlığını Sorgulayıp bütün yasakları Sorgulayıp bütün günahları Seninle yeniden başlasaydık bu sevdaya Seninle yeniden Almira
Şimdi aynı okulda olsaydık seninle Almira Yine aynı sınıfta, yine aynı sırada Birlikte göz atsaydık o kırmızı kaplı kitaplara Tarih gibi, fizik gibi, matematik gibi Ölümsüz aşkları sorsaydık hocalara Ölümsüz aşkları Almira
Şimdi bir kır kahvesinde olsaydık seninle Yine aynı masada, yine aynı köşede Yeniden düşler kursaydık seninle Dağlar gibi sıra sıra Ve yeniden yaratsaydık kendi dünyamızı Ve de birlikte söyleseydik ikimizlik kendi şarkılarımızı Meydan okuyup ayrılıklara Hem de teslim olmadan Yıllara, yollara, yalanlara Teslim olmadan Almira
Ne var ki; Bir kara eylüldü O kara üzüm gözlerine son bakışım Yanışım ve de yıkılışım Üstümden bütün trenler geçti o gün Bütün otobüsler Ve bütün gemilerim battı sen gideli Şimdi bütün umutlarım alabora Anlıyorsun değil mi Anlıyorsun Almira
Şimdi bir düşün Kim itti bizi bu kör olası ayrılığa? Kim itti bizi bu pişmanlıklar denizine? Kim yaktı bizi kim? Hem de sırtımızdan vura vura Görüyorsun değil mi görüyorsun Bir ikimiz sığamadık bu koca dünyaya Bir ikimiz Almira Ve işte o gün Koca bir son yazıldı bu aşkın son sayfasına Dönüşü olmayan bir yolda kaldık Dönüşü olmayan bir yolda Almira...
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Herşeyi Bitirdik
Herşeyi bitirdik bir yalan gibi Bu aşkı yarına götüremedik Ne günler yaşadık bir roman gibi Ne yazık sonunu getiremedik
Önce evet dedik bu hayır neden Biz aşkla başladık bu gurur neden Ümitler sendendir arzular benden Ne yazık sonunu getiremedik
Şimdi sen yolcusun meçhul yollara Şimdi ben yolcuyum başka kollara Ne desek boş artık geçen yıllara Ne yazık sonunu getiremedik Bu aşkı yarına götüremedik
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Kurtuldum
Seninle kopardık bütün bağları... Herşey bitti artık bil bundan sonra... Kırıldı gönlümün umut dalları... Kendine birini bul bundan sonra...
Geçmişi bir düşün yalnız kalırsan Maziyi hatırla zaman bulursan Neyleyim sevgilim pişman olursan Yeniden başlamak zor bundan sonra
Bitmesin isterdim umutlarımız Bitmesin isterdim duygularımız... Ne çıkar sel olsa umutlarımız Yeniden başlamak zor bundan sonra...
Kurtuldum kurtuldum senden böylece... İbadet başlattım artık her gece Dualarla böyle mutluyum bence Tanrıyla aramda aşk bundan sonra
Ahmet Selçuk İlkan
Guest
5 Ağustos 2006; 0:14:05
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Şaşırdım Kaldım İşte
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla Bazan sessiz sedasız ipekten kanatlarla Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla.
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle Öldür bendeki beni sonra dirilt kendinle Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle Ama her defasında geri döndüm seninle Hangi düğüm çözülür, nazla, sitemle, kinle Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.
Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin? Bazan kızkardeşimsin, bazan öpöz annemsin Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin Eksilmeyen çilemsin Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin Çâresizim çâremsin. Şaşırdım kaldım işte bilmem ki n'emsin?
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Gözlerin İstanbul Oluyor Birden
Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden. Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen Durgun sular gibi azalacağım Bir gün, birdenbire çıkıp gelmesen. Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince Yalnız gözlerime bak diyeceksin. Ellerim usulca ellerine değince Kaybolup gideceksin Bir elim seni çizecek bütün pencerelere Bir elim seni silecek. Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere Senin için yeni baştan can kesilecek. Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğim vapurları kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde. Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Analar
Garibin anası pencerelerden Yanık türkülerle yollara bakar. İncecik yüzünde her akşam üstü, Çizgi çizgi, nokta nokta bir efkar.
Fakirin anası her sabah sessiz Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna... Elleri koynunda kalır çaresiz, Bin pişman doğduğuna, doğurduğuna.
Mahkumun anası susar, konuşmaz Suçu kendisinde sanır. Kaçar insanlardan, aydınlıklardan Duvarlara bile baksa utanır.
Açılsa üstüm biraz duyar da gece yarısı Kalkar yatağından gelir. Bir mübarek el uzanır yorganıma usulca Bilirim anamın elidir.
Bir merhamet, bir sıcaklık, bir gurur, "Yavrum" diyen sesinde Ve günde beş vakit nabzı vurur, Beyaz tülbentinde seccadesinde
Karımın anası anama benzer, Öylesine yakın duygulu, ince.. Özü sözü bir yayla gözesi kadar berrak Oturacak yer bulamaz çıkıp yanına gelince, Yüreği, destanlar gibi sımsıcak.
Ve alnım açıksa, başım dikse Dirliğimiz varsa, mutluysam, Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir.. Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum Ve yavrumsa sevdiren bana her şeyi bir bir Bu mutluluk, bu düzen, bu bitmeyen aydınlık Anasının yüzü suyu hürmetinedir.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Sivas'ta Yoksul Çocuklar
Sivas'ta Ulu Cami avlusunda çocuklar Yalvaran gözlerle etrafa baka baka Açıyorlar küçük esmer avuçlarını: -Emmilerim sadaka! Emmilerim sadaka!
Hükümet Konağı'nın yanında biri Bir kemik kalmış bir deri... "Boya-cila yimbeş, boya-cila yimbeş!" diye ağlıyor Ve daha fırça bile tutamıyor elleri.
Garipler Pazarı'nda körpe çocuklar Yorgunluktan güzelim yüzleri al al... Öldüren bir çığlık dudaklarında: -Boş hamal! boş hamal! boş hamal!
Nane satan, su satan yetim çocuklar Şarkı söyleyemediler, güneşe, aya... Biliyorum ne masal dinlemeye doydular Ne oyun oynamaya...
Bezirci'de, Yüceyurt'ta, Altıntabak'ta... Çocuklar var incecik yüzleri nurdan. Ama toz-toprak içinde elleri ayakları Oyuncakları çamurdan...
Ve günahkâr çocuklar, suçlu çocuklar Mahkeme salonunda bakarım dizi dizi. Bu suç bizim suçumuz, bu günah bizim Affedin bizi.
Gökteki yıldızlar kadar sayısız Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları Anladım farkınız yok koparılmış başaktan! Alın bu gözleri benden, alın bu yüreği artık Utanıyorum yaşamaktan.
Ha küreğe mahkum olmak prangaya vurulmak Ha görmemek gözlerini,ikisi de bir Bütün kördüğümleri çözecek gözlerindir Sakın bakma!
Bir haberin gelse iki satırlık Yüreğim birdenbire kanatlanır yücelir. Bir martı gibi çıkar kapına gelir. Sakın yazma! Çıkıp gittiğinden beri sessiz sedasız. Başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm. Dönmesen çaresiz kalır ölürüm Sakın gelme!
İşte dağlar taşlar şahidim olsun Yüzüme bakma, konuşma, yazma istemiyorum Dipsiz karanlıklara bağırıp duruyorum Sakın işitme!
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Han Duvarları
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgarların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına, Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık, Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, Bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı Ben garip çizgilerle uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; "On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben" Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş! Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına! Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu Burada son fırtına son dalı kırıyordu Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla Savrulmaya başladı karlar etrafımızda Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli* Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor "Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben" Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım! "Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış harem diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben" Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı! Az değildir, varmadan senin gibi yurduna Post verenler yabanın hayduduna kurduna! Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi Hana sağ indi ölü çıktı geçende! Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir hana raslasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...
Faruk Nafiz Çamlıbel |
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi laleman -- 5 Ağustos 2006; 13:35:19 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
SİTEM Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim Dalları neyleyim Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim Yar yar... Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım Yar yar... Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var
Bedri Rahmi Eyüboğlu
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi laleman -- 5 Ağustos 2006; 13:36:23 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Hüzün Geldi
Türküler bitti Halaylar durdu Horonlar durdu Al damar, mor damar, şah damar sustu Bahçeler put kesildi birer birer Meyveler salkım saçak taş. Bir bulut uçardı Başı boş bedava Yandı kül oldu. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. Ağaç büyür arkasında koşamam Kervan yürür peşi sıra düşemem Yıldız akar uçsam da yetişemem. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Guest
6 Ağustos 2006; 14:42:15
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Gizli Sevda
Hani bir sevgilin vardı Yedi sekiz sene önce, Dün yolda rastladım Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü Konuştuk ordan burdan, Evlenmiş, çocukları olmuş Bir kız, bir oğlan.
Seni sordu Hiç değişmedi, dedim, Bildiğin gibi... Anlıyordu.
Mesutmuş, kocasını seviyormuş, Kendilerininmiş evleri.. Bir suçlu gibi ezik, Sana selâm söyledi.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Solgun Bir Gül Dokununca
Çoklarından düşüyor da bunca Görmüyor gelip geçenler Eğilip alıyorum Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya büyük şehirlerin birinde Geziniyor kalabalık duraklarda Ya yurdun uzak bir yerinde Kahve, otel köşesinde Nereye gitse bu akşam vakti Ellerini ceplerine sokuyor Sigaralar, kâğıtlar Arasından kayıyor usulca Eğilip alıyorum, kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya da yalnız bir kızın Sildiği dudak boyasında Eşiğinde yine yorgun gecenin Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor En çok güz ayları ve yağmur yağınca Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda. Uzanıp alıyorum kimse olmuyor Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda Akşamlara gerili ağlara takılıyor Yaralı hayvanlar gibi soluyor Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam Solgun bir gül oluyor dokununca.
Behçet Necatigil
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 6 Ağustos 2006; 14:58:11 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Dönme Dolap
Nerden niçin mi geldim Bilmeden bir şey diyemem, ya siz? Hem hiç önemli değil Geldim, yer açtılar, oturdum Girip çıkanlar vardı. Zaten ben geldiğimde.
Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi. Gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi. Doğrusu anlamadım bir düğün-dernek mi Sonra da kimileri düşünceli, durgundu Gidenler neye gitti doğrusu anlamadım Zaten ben geldiğimde.
Bir luna-park mı bir konser bir gösteri Bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı Sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti Bak dediler baktım pek bir şey göremedim Hem her yer karanlıktı Zaten ben geldiğimde.
Benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede Nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan Az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken Zaten ben geldiğimde.
Behçet Necatigil
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 6 Ağustos 2006; 14:58:51 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Çocuklar
Çarşılarda bir şey Biz pek aramazdık çocuklar olmasaydı.
Kasaplarda manavlarda bazı yorgun kadınlar Hep de tenha saatleri seçerler Sonra yavaş bir sesle Çocuk için hasta kaç gündür yemiyor Biraz et biraz meyva isterler.
Sevdiği bir reçeli gün aşırı yalnız ona Kaşıklarla beraber büyür bir üzüntü Yağların şekerlerin çayların Uykularda bile bitiyorsa Annelere düşündürdüğü.
İnsanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı Biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Biliyorsan konuş âlim sansınlar ( ibret alsınlar ), bilmiyorsan sus da adam sansınlar. . . Bilerek de olsa konuşuyorsan mütevazı ol ki bilgine olduğu gibi sana da saygı duysunlar. . .
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi mimayınkaf -- 6 Ağustos 2006; 15:26:25 >
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Bitti O Sevda...
Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği Kaybetti kumarda gözlerim Kaybetti kumarda gözleri.
Bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine Yani her soluk alıp verişimizde bizim Bir mekik gibi kalbin Bir mekiği gibi kalbim İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.
Ne kaldı Farkında mısın bilmem Gündüzler.. Gündüzler biraz azaldı.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Gelmiş Bulundum
Ben mişim---neymiş?---su sesiymiş Oymuş---cam kırıkları gibi gövdemi yakan--- Yanağında sardunya kokusuyla yazdan Kimmiş o gelen ya giden kimmiş Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.
Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan Kim koparmış dalından bu yabani incirleri Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.
Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan Bir kaya, bir ot, bir akarsu Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu Ki bütün ölüleri sığa çıkaran Ve kenti bir ölüm derinliğine salan Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.
Şiirler yazdım, kitaplar okudum Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları Söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Ihlamur Bardağını...
Ihlamur bardağını yana itince Başını kaldırınca ıslak saç kokusundan Olgun bir kayısının içeriğidir sende Senin gözlerin.
Dün akşam yere serili gölgen Bu akşamki gölgenle üstüste Cebinde bir avuç ayçiçeği Geri donmuş dünden nasıl döndüyse.
Mutluluğun sana verdiği tatili yaşıyor Bir açılıp bir kapanıyor kirpiklerin Bilmem alınır mısın söylersem Unutulmuş bir çirkinlikten başlıyor güzelliğin.
Seçtiğiniz mesajın linkini aşağıdaki kutudan kopyalayabilirsiniz.
Sona Kalsa
Usul usul konuşuyorlar aralarında Denize bakıyorlar bazen - çatalını gezdiriyor biri tabağında - Gölgesi bir kuş ölüsü Karşıda yeni budanmış ağacın - Olsa, başlangıçlar sona kalsa - Kolyesiyle oynuyor kadın - tabağımda soyulmuş elma -
Saatime bakıyorum sık sık Kapıyı gözlüyorum arada Biraz soğum mu geliyor ne - kapatır mısın - Sinirli bir kırmızılık suya batıyor Düşünüyorum, ansızın bir dost yüzü Görmemiştim de yıllarca.
Gelse Değişmiş çok, yaşlanmış da Sigaramı yakıyor durmadan İstemem diyemiyorum - ama yakmasa - Konuşuyoruz -konuşuyor muyuz - Yazmayı bırakmış çoktan Gerçi bir roman taslağı varmış kafasında "Bir elimde elma elmada bir el" Diyorum Hayretle bakıyor yüzüme Bir bardak bira içiyor, çekip gidiyor az sonra.
Kadranı kırmızı saat Plasterle tutturulmuş kırık cam Şurda burda plastik çiçekler Evet, aralık kapıdan soğuk geliyor Tam kalbimin üzerine bu akşam.
Ölüm Sen en güzelsin bu saatlerde Büyütmüş yetiştirmişsin beni Söyler miyim hiç sana hayran olmasam. Bugün de ince, bugün dekırıldı kırılacak Bugün de Tam nerede kalmışsam.